29/3/2009 - YERALTI KAYNAKLARIMIZ
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli yeraltı kaynakları şu şekilde sıralanabilir :Yeraltı suları,petrol,kömür,doğalgaz ve çeşitli madenler. 1)Yer Kabuğunun Tabakalı Yapısı:
toprak,çeşitli kayaların aşınmasından oluşan,içinde çürümüş bitki ve hayvan kalıntılarını bulunduran bir karışımdır.Toprak kayaların aşınarak küçük taneciklere parçalanmasıyla oluşur. Toprağın oluşmasını birçok faktör etkiler.Bunlarınbaşlıcalar,bölgedeki asıl kayanın türü,bölgede yaşayan organizma türleri,zaman ve iklimdir.Sıcakve nemli iklimlerde kayalar hızlı aşındığından,toprak çabuk oluşur.
2)Yeraltı Suları ve Yeraltı Oluşumları
Yeraltı Suları: Tüm denizlerin sularını göz önüne alırsanız,Dünyada herkes için bol su olduğunu düşünebiliriz.Oysa dünyada iki tane temel içme suyu kaynağı vardır.bunlardan biri,yüzeyüzerinde,suyu tatlı olan göllerle nehirler,diğeri ise toprak altında depo edilmiş yeraltı sularıdır. a)Artezyenler: Bazen su içeren geçirgen kaya katmanı,geçirgen olmayan çanak biçimli iki katman arasında bulunabilir.Eğer su yanlarda yeterli yüksekliğe ulaşırsa,geçirgen olmayan tabaka delindiğinde,basınçlı su delinen yerden fışkırır.Bu tür kuyulara artezyen kuyu denir
Artezyen kuyusunun açıldığı yer su seviyesinin altında ise,kuyu açıldığındayeraltı suyu bileşik kaplar prensibine göre kendiliğininde fışkırır.
Kaynak Suları:Bazen yeraltı suyu kendiğilinden yer yüzüne çıkar Böyle sulara kaynak sular denir.Kaynaklar,genellikle doymuş kuşağın gözeneksiz kaya tabakasıyla tepelerin kenarlarında bulunur. Bu durumda su hiç bir yere gidemez,fakat yüzeye baskı yaparak dışarı çıkar.
Artezyen kuyuları ve kaynak suları küçük yerleşim birimlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilir.
Kaynak ve kuyu sularının bulunduğu bölgelerde yerleşim alanları ve endüstri tesisleri kurmakson derece tehlikelidir.Yerleşim alanlarındanve endüstri tesislerinden çıkan atık ve kirli sular,gözenekli yapıdangeçerek kaynak ve kuyu sularına karışır. Sonuçta,toplum için önemi büyük olan kuyu ve kaynaksularıda kirlenmiş olur.
Dinlendirme: Su önce büyük havuzlara alınarak içindeki iri taneli madelerin dibe çökmesi sağlanır.
süzme:su,üst üste sıralanmış çakıl ,kum,ince kum katmanlarından geçirilir.Bu yöntemle suyun bulanıklığı giderilir.
Havalandırma: Dinlenen su fıskıye halinde havaya püskürtülerek veya birden akıtılarak havalandırılır.
Mikroplardanarıtma:Klorlama veya ozonlama yöntemi ile sudaki mikroplar öldürülür.Bu işlemler tamamlandıktan sonrasu depolaraalınarak yerleşim yerlerine pompalanır.
iyi Bir İçme Suyunda Aşağıdaki Özellikler Olmalıdır: 1-Renksiz,kokusuz,duru ve tadı hoş olmalıdır 2-içinde mikroplar ve başka canlı,cansız kalıntılar olmamalıdır 3-içinde vücut için yararlı madensel tuzlar yeterince olmalıdır
Yeraltı Oluşumları: b>Sarkıt-Dikitler Ve Travertenler: Damla damla akan suyun biriktirdiği çeşitli minerallerden oluşan tortulkayaçlardır.Bu kayaçların mağaraların tavanlarından veya yanlarından buz saçağı gibi aşağıya doğru sarkan tiplerine sarkıtdenir.Mağaranın tabanından yukarıya doğru yükselen tiplerine ise dikit adı verilir. Sarkıt ve dikit türü bir tortullaşmanın uygun şartları şunlardır: 1-Mağaranın üzerinde,kaynakniteliğinde bir kayacın bulunması. 2-Yağmur sularının aşağıya doğru süzülmesi. 3-Suyun damla damla ve sürekli akmasına neden olacak bir geçidin bulunması. 4-Mağara içinde buharlaşmaya ve karbondioksitin kaçışına önem veren yeterli hava akımının olması. Travertenler amuk taşı olarak bilinir.Kalsitten oluşan,yoğun katmanlı kayaçtır. ülkemizde başlıca traverten katmenleri Denizli'nin Pamukkale yöresinde,Tokat'a bağlı turhal ilçesinde ve Giresun'a bağlıAlucra ilçesinde bulunur.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - Akarsuların Aşındırma Şekilleri
Akarsuların Aşındırma Şekilleri
Dış güçler içerisinde en geniş alana yayılmış, nemli bölgelerde ve orta enlemlerde etkili olan en önemli dış güç akarsulardır. Akarsular aşındırma ve biriktirme yaparak yeryüzünü şekillendirir. Akarsu, hızının ve kütlesinin yaptığı etki le yatağı derine doğru kazar, yatağı boyunca kopardığı veya erittiği maddeleri taşır. Akarsu aşındırması ile oluşan şekiller vadi ve dev kazanıdır.
UYARI : Akarsuların aşındırmasında yatak eğimi temel etkendir. Çünkü yatak eğimi akarsuyun akış hızını belirler. Yatak eğiminin fazla olduğu yukarı bölümlerinde derinlemesine aşındırma daha belirgindir.
Vadi
Akarsuyun içinde aktığı, kaynaktan ağıza doğru sürekli inişi bulunan, uzun çukurluklardır. Akarsuların aşındırma gücüne, zeminin yapısına ve aşınım süresine bağlı olarak çeşitli vadiler oluşur.
UYARI : Vadi tabanları tarım, bahçecilik, ulaşım ve yerleşme bakımından elverişli alanlardır.
Çentik (Kertik) Vadi : Akarsuların derine aşındırmasıyla oluşan V şekilli, tabansız, genç vadilere çentik vadi ya da kertik denir.
Türkiye’nin bugünkü görünümünü 3. ve 4. zamanda kazanmış olması nedeniyle, Türkiye akarsuları henüz denge profiline ulaşmamış, geç akarsulardır. Bu nedenle ülkemizde çok sayıda çentik (kertik) vadi bulunmaktadır.
Yarma Vadi (Boğaz) : Akarsuyun, iki düzlük arasında bulunan sert kütleyi derinlemesine aşındırması sonucunda oluşur. Vadi yamaçları dik, tabanı dardır. Akarsuyun yukarı bölümlerinde görülür. Türkiye’de çok sayıda yarma vadi (boğaz) bulunur.
Karadeniz Bölgesi’nde, Yeşilırmak üzerinde, Şahinkaya yarma vadisi, Marmara Bölgesi’nde, Sakarya üzerinde Geyve Boğazı, Akdeniz Bölgesi’nde Atabey deresi üzerinde Atabey Boğazı başlıca örnekleridir.
Kanyon Vadi : Klaker gibi dirençli ve çatlaklı taşlar içinde, akarsuyun derinlemesine aşındırmasıyla oluşur. Vadinin yamaç eğimleri çok dik olup, 90 dereceyi bulur. Kanyon vadiler Türkiye’de Toroslar’da yaygın olarak görülür. Antalya’daki Köprülü Kanyon, ülkemizdeki güzel bir örnektir.
Tabanlı Vadi : Akarsu, yatağını taban seviyesine yaklaştırınca derine aşınım yavaşlar. Yatak eğiminin azalması akarsuyun menderesler çizerek yanal aşındırma yapmasına neden olur. Yanal aşındırmanın artması ile tabanlı vadiler oluşur.
Menderes
Akarsu yatak eğiminin azalması, akarsuyun akış hızının ve aşındırma gücünün azalmasına neden olur. Akarsu büklümler yaparak akar. Akarsuyun geniş vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı büklümlere menderes denir. Menderesler yapan akarsuyun, uzunluğu artar ancak akımı azalır.
Taban seviyesinin alçalması nedeniyle menderesler yapan bir akarsuyun, yatağına gömülmesiyle oluşan şekle gömük menderes denir.
Dev Kazanı
Akarsuların şelale yaparak döküldükleri yerlerde, hızla düşen suların ve içindeki taş, çakıl gibi maddelerin çarptığı yeri aşındırmasıyla oluşan yeryüzü şeklidir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Manavgat ve Düden şelalelerinin düküldükleri yerlerde güzel dev kazanı örnekleri bulunur.
Akarsu Biriktirme Şekilleri
Akarsular aşındırdıkları maddeleri beraberinde taşır. Yatak eğimleri azaldığında akarsuların aşındırma ve taşıma gücü de azalır. Bu nedenle taşıma güçlerinin azaldığı yerde taşıdıkları maddeleri biriktirirler.
UYARI : Akarsuların yatak eğimi azaldığında hızları, aşındırma ve taşıma güçleri azalır. Biriktirmedeki, temel etken yatak eğimin azalmasıdır.
Birikinti Konisi : Yamaçlardan inen akarsular, aşındırdıkları maddeleri eğimin azaldığı eteklerde biriktirir. Yarım koni şeklindeki bu birikimlere birikinti konisi adı verilir. Birikinti konileri zamanla gelişerek verimli tarım alanı durumuna gelebilir.
Dağ Eteği Ovası : Bir dağın yamaçlarından inen akarsular taşıdıkları maddeleri eğimin azaldığı yerde birikinti konileri şeklinde biriktirirler. Zamanla birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan hafif dalgalı düzlüklere dağ eteği ovası adı verilir.
Dağ İçi Ovası : Dağlık alanların iç kısımlarında, çevreden gelen akarsuların taşıdıkları maddeleri eğimin azaldığı yerlerde biriktirmesi ile oluşan ovalardır. Türkiye gibi engebeli ülkelerde dağ içi ovaları çok görülür.
Taban Seviyesi Ovası : Akarsuların taban seviyesine ulaştığı yerlerde, eğimin azalması nedeniyle taşıdığı maddeleri biriktirmesi ile oluşturduğu ovalardır. Bu tür ovalarda akarsular menderesler yaparak akar. Gediz ve Menderes akarsularının aşağı bölümlerindeki ovalar bu türdendir.
__________________
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - Dönenceler - Yengeç ve Oğlak Dönencesi, Gündönümü ve Ekinoks
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Dönenceler ile ortalarındaki Ekvator. Dönencelerden kuzeyde olanı Yengeç, güneyde olanı Oğlak dönencesidir.
Dönence veya Tropika, yeryüzü üzerinde, güneş ışınlarının yılda iki kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator'un (Eşlek'in) 23° 27' kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki enlemden her biri. Bu enlemlerden yeryüzününün kuzey yarısında olanına Yengeç Dönencesi, güney yarısındakine de Oğlak Dönencesi adı verilir. 21 Haziran’da güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna Yaz Gündönümü adı verilir. Benzeri biçimde, güneş ışınlarının Oğlak Dönencesine dik geldiği 21 Aralık, kuzey yarıyuvarlakta kışın, güney yarıyuvarlakta da yazın başlangıcıdır. Ayrıca matematik iklim kuşağı olan Tropikal kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluştururlar. Yengeç dönencesi, yeryüzünün kuzey yarıyuvarlağında Ekvator'un (Eşlek'in) 23° 27' kuzeyinden geçtiği varsayılan enlem. Genellikle haritalarda gösterilen belli başlı enlemlerdendir. Yengeç Dönencesi'nin üzerinden geçtiği ülkeler, doğudan batıya sırasıyla, Meksika, Bahamalar, Batı Sahra, Moritanya, Mali, Cezayir, Nijer, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Hindistan, Bangladeş, Miyanmar, Çin ve Tayvan'dır. 21 Haziran’da güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna yaz gündönümü adı verilir. Oğlak Dönencesi, yeryüzünün güney yarıyuvarlağında Ekvator'un (Eşlek'in) 23° 27' güneyinden geçtiği varsayılan enlemdir. Genellikle haritalarda gösterilen belli başlı enlemlerdendir. Oğlak Dönencesi'nin üzerinden geçtiği ülkeler, doğudan batıya sırasıyla, Brezilya, Arjantin, Paraguay, Şili, Polinezya, Melanezya, Avustralya, Madagaskar, Mozambik, Güney Afrika, Botsvana ile Namibya'dır. 21 Aralık'ta güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün güney yarısında yazın, kuzey yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün güneyinde günler kısalmaya, kuzeyinde ise uzamaya başlar. Gündönümü, yılda iki kez tekrarlanan ve güneşin dünyaya (ekvator çizgisine) en uzak mesafede olduğu ana verilen addır. Günlerin ve gecelerin kısalmaya veya uzamaya başladığı andır. Yaz Gündönümü`nde (yaklaşık 21 Haziran), güneş ışıkları Yengeç Dönencesi`ne dik gelir. Kuzey yarıkürede günler kısalmaya, güney yarıkürede uzamaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarıkürede yazın, güney yarıkürede kışın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir. Kış Gündönümü`nde (yaklaşık 21 Aralık), güneş ışıkları Oğlak Dönencesi`ne dik gelir. Kuzey yarıkürede günler uzamaya, güney yarıkürede kısalmaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarıkürede kışın, güney yarıkürede yazın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir. Ekinoks ya da gün tün eşitliği, güneş ışınlarının ekvatora dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutup dairelerinden geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır.- Kuzey Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksudur.
- Güney Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksudur.
 GMT'ye göre Gündönümü ve Ekinokslar
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - istanbul ve Çanakkale Boğazı
Avrupa ve Asya kıtalarının geçiş noktası olan İstanbul Boğazı'nın NASA tarafından çekilen bir uydu fotoğrafı
İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birleştiren su yoluna verilen isim. İstanbul'un Rumeli (Avrupa) ve Anadolu (Asya) yakalarını birbirinden ayırır. Uzunluğu düz olarak 30 kilometredir. Girintileri ve çıkıntıları hesaba katılınca kıyılarının uzunluğu ortaya çıkar. Rumeli yakasında Rumeli Feneri'nden Haliç kıyılarını dolaşarak Ahırkapı Feneri'ne kadar olan uzunluğu 55 kilometre, Anadolu yakasında Anadolu Feneri ile Kız Kulesi arasındaki uzunluğu 35 kilometre, Selimiye önündeki Kayak Burnu'na kadar olan uzunluğu 36 kilometredir. İstanbul Boğazı'nın en geniş yeri Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında 3.600 metre, en dar yeri Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında 760 metredir. Boğaz'ın en derin yeri Bebek ile Kandilli arasında 120 metredir. İstanbul Boğazı'nda su yüzünde Karadeniz'den Marmara'ya, su altında Marmara'dan Karadeniz'e akıntılar vardır. Su yüzeyinde yer yer ters akıntılar da görülür. İstanbul Boğazı üzerinde 1973 yılında hizmete açılan 1.073 metre boyundaki Boğaziçi Köprüsü ve 1986 yılında hizmete açılan 1.090 metre boyundaki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü iki yakayı birbirine bağlamaktadır. Boğazı alttan geçecek Marmararay projesinin 2013'de tamamlanması beklenmektedir.
__________________ Çanakkale Boğazı
Çanakkale Boğazı, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazlardan birisidir. Asya ile Avrupa kıtalarının birbirine bağlayan boğazda köprü yoktur. Kıtalar arasında ulaşım feribotlarla sağlanır. En derin noktasının derinliği 167 metre olan boğazın ortalama derinliği 65 metredir. Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı'nın iki katıdır ve en dar yeri orta tarafında 1300 m'dir. Burası güneyde Çanakkale kenti kuzeyde Kilitbahir'in olduğu yerdir. Boğazın en geniş yeri 7 km, uzunluğu 60 km'dir. Batıdan boğaza girilirse Rumeli kıyısı boyunca Seddülbahir, Kirte, Kilitbahir, Eceabat, Boğalı, Büyük Anafarta, Kumköy, Uzundere, Küçük Anafarta, Cumalı, Bayırköy, Burgaz, Gelibolu, Yeniköy ana yerleşimleri görülecektir. Anadolu tarafında ise Kumkale, Erenköy, Kuzuköy, Çanakkale, Nara, Yapıldak, Bergos, Lapseki, Çardak yerleşimleri vardır. Boğazın Rumeli kıyısı Tekeburun'dan Çankaya burnuna, Anadolu kıyısı Kumkale burnundan Çardak'a uzanır. Çanakkale Boğazı Birinci Dünya Savaşı'nda tarihte ender rastlanan bir savaşa ev sahipliği yapmış; bu savaş sonucunda toplam 150,000 kişi hayatını kaybetmiş; savaşın sonucunda Çanakkale Geçilmez sözü Dünya'ya ispatlanmıştır.
İstiklal Savaşı'nda Çanakkale Boğazı Boğazın her iki yakasında kaleler vardır. İlk defa Türk kuvvetleri 1356'da Süleyman Paşa ile Çimenlikhisar kalesini fethetti, Çardak kalesini yaptı. Yıldırım Beyazıt Bizans surlarını yıkıp iç kaleyi düzeltti. Fatih Sultan Mehmet, Rumeli'de Sestos (Kilidülbahir-deniz kilidi), Anadolu'da Aydos (Seddülbahir-deniz seti) kalelerini yaptı. Çanakkale savunma komutanı Tümgeneral Cevat Paşa idi. Müstahkem mevki komutanı ise tugay komutanı Esat Paşa'ydı. Yardımcısı Albay Weber'di. Bu bölge Osmanlı'da Gelibolu Sancağı adıyla kayıtlıydı. Kuvvetler, Tekirdağ'daki 3. Kolorduya bağlıydı. 7, 8, 9. tümenlerde 511 subay, 15.000 asker, 2.000 hayvan bulunuyordu. (Erickson 2003:106) 2 Ağustosdaki seferberlik ilanından sonra bu bölgedeki personel sayısı 29.000'e çıkmıştı. Almanya, Koramiral von Usedom'u 500 uzmanıyla yolladı. Silahlar, şubat 1915'de 25.000 tüfek, 8 makineli, 263 top ve takviyelerle 34.500 askerdi. Savunma hatları dış, ara, iç hatlar olarak üç kısımdı. Dış hatlar Kumkale ve Seddülbahir'di. Savunma obüs topları, sualtı mayınları, denizaltı ağları ve ağır toplardan ibaretti. 312 obüsün başında kuzeyde Binbaşı Rıfat, güneyde Yüzbaşı Ali, Binbaşı Halit, Binbaşı Hasbi vardı. 1. Ordu kuzeyde, 2. Ordu güneyde konuşlandı. 18 Mart'taki İngiliz-Fransız gemileri saldırısını Türkler çökerttiler. 3 zırhlı gemi battı, 3'ü yaralandı. 24 Martta 5. Ordu faaliyete geçti. Başında 17 tümene komuta eden Liman von Sanders vardı. Karargah Gelibolu'daydı. Kurmay başkanı Yarbay Kazım Bey'di. Yardımcıları Yüzbaşı Muhlmann ve Prigge. Almanlar, Osmanlı üniforması giymişti. 1. Ordu başında Freiherr von der Goltz vardı. Güney Gelibolu'daki kuvvetlerin başında Esat Paşa, Kumkale'de Albay Weber, Bolayır'da Albay von Sodensten bulunuyordu. 25 Nisan saldırıları: Düşman kuzeyde 6 yerden, güneyde Kumkale ve Saros'tan taarruza geçti. Anzaklar Arıburnu'na çıktı. Burada 19. tümen ve 57. Alay komutanı Mustafa Kemal'di. Askerlere "size ölmeyi emrediyorum" dedi. Conkbayırı muharebelerinde 57. Alay'ın hepsi şehit oldu. Güneyde, Aytepe ve Gözcübabatepe'de Yahya Çavuş'un kahraman direnişi vardı. 1 Mayısta Osmanlı kolorduları karargah kurdu. Seddülbahir'de von Sodenstern ve Arıburnu'nda Esat Paşa. Düşman Seddülbahir'de saldırdı. Kirte muharebeleri savaşın en kanlı cepheleriydi. 13, 14, 16. tümenler cepheye gitti. İstanbul'dan 2. tümen geldi. Burada 13.000 asker şehit oldu. 23 mayısta geçici ateşkes ilan edildi. 4 hazirandaki 3. Kirte muharebesini de kaybeden düşman çekildi. 21-22 haziranda Fransızlar Seddülbahir'de bozguna uğradı. 28-29 haziranda da İngiliz-Anzak saldırısı püskürtüldü. Faik Paşa, Rafet Paşa kahramanca direndiler. 30 haziran-5 temmuz Türk karşı saldırısı başarısız oldu. 16.000 kayıp verildi. 12 temmuzda İngilizlerin saldırısı yine başarısızlıkla sonuçlandı. 5. Ordu tümenleri ağır kayıplar verdi, tümenler alay düzeyine indi. Weber'in yerine Vehip Paşa geldi, 2. Ordu takviye etti. 6 Ağustosta İngilizler Suvla'ya, sarıbayıra çıktı. Burada, Anafartalar Grubu komutanı olan Albay Mustafa Kemal düşmanı kıyıya kadar sürdü. 12 ağustosta Şahinsırtı muharebelerinde Mustafa Kemal'e şarapnel isabet etti, saati onu korudu. 15 ve 27 ağustostaki İngiliz saldırıları başarısız oldu. Burada 3860 asker şehit düştü. Cesetler her yeri kapladı, sıcakta kokuştu. Düşman bir ara Kocaçimen'e çıktı. Kerevizdere ve Conkbayırı muharebelerinde göğüs göğüse muharebeler oldu. Üstteğmen Nafiz Çakmak Conkbayırı'da şehit oldu. Kara torpilleri içinde 50 kg nitratdöpotasyum vardı, patladığında 2 km'lik alanı titretiyor, askerleri toprağa gömüyordu. Onun için bu Gelibolu Yarımadası boydan boya şehitliktir. Bu cephede 4 hareket grubu oluşturuldu: Anafartalar'da Mustafa Kemal, Arıburnu'nda Esat Paşa, Seddülbahir'de Vehip Paşa, Asya'da Mehmet Ali Paşa. Tümen sayısı 20'ye çıktı. Tuğgeneral Hasan Paşa takviyeye geldi. Eylülde Bulgaristan savaşa girince, Almanya'dan silah ve cephane kolaylıkla gelmeye başladı. Vehip Paşa'nın yerine Cavit Paşa geldi. İzmir'den 20. tümen yardıma koştu. Türk ordusu düşmana karşı genel taarruza geçmeden önce, düşman sessizce savaş alanından çekilerek Çanakkale'yi terk etti. 19 aralıkta zafer Liman von Sanders'e bildirilince Sanders "Allah'a şükür" dedi. O da Enver Paşa'ya durumu bildirerek Gelibolu'nun temizlendiğini bildirdi. 8,5 ay süren savaş bitmişti. Yaralıların taşınması, şehitlerin gömülmesi aylarca sürdü. 21.000 asker hastanede öldü. Son Çanakkale gazisi Hüseyin Kaçmaz 1994'te 110 yaşında öldü. Son Anzak askeri de 1997'de öldü. (Dündar 1993)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - istanbul ve Çanakkale Boğazı
Avrupa ve Asya kıtalarının geçiş noktası olan İstanbul Boğazı'nın NASA tarafından çekilen bir uydu fotoğrafı
İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birleştiren su yoluna verilen isim. İstanbul'un Rumeli (Avrupa) ve Anadolu (Asya) yakalarını birbirinden ayırır. Uzunluğu düz olarak 30 kilometredir. Girintileri ve çıkıntıları hesaba katılınca kıyılarının uzunluğu ortaya çıkar. Rumeli yakasında Rumeli Feneri'nden Haliç kıyılarını dolaşarak Ahırkapı Feneri'ne kadar olan uzunluğu 55 kilometre, Anadolu yakasında Anadolu Feneri ile Kız Kulesi arasındaki uzunluğu 35 kilometre, Selimiye önündeki Kayak Burnu'na kadar olan uzunluğu 36 kilometredir. İstanbul Boğazı'nın en geniş yeri Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında 3.600 metre, en dar yeri Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında 760 metredir. Boğaz'ın en derin yeri Bebek ile Kandilli arasında 120 metredir. İstanbul Boğazı'nda su yüzünde Karadeniz'den Marmara'ya, su altında Marmara'dan Karadeniz'e akıntılar vardır. Su yüzeyinde yer yer ters akıntılar da görülür. İstanbul Boğazı üzerinde 1973 yılında hizmete açılan 1.073 metre boyundaki Boğaziçi Köprüsü ve 1986 yılında hizmete açılan 1.090 metre boyundaki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü iki yakayı birbirine bağlamaktadır. Boğazı alttan geçecek Marmararay projesinin 2013'de tamamlanması beklenmektedir.
__________________ Çanakkale Boğazı
Çanakkale Boğazı, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazlardan birisidir. Asya ile Avrupa kıtalarının birbirine bağlayan boğazda köprü yoktur. Kıtalar arasında ulaşım feribotlarla sağlanır. En derin noktasının derinliği 167 metre olan boğazın ortalama derinliği 65 metredir. Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı'nın iki katıdır ve en dar yeri orta tarafında 1300 m'dir. Burası güneyde Çanakkale kenti kuzeyde Kilitbahir'in olduğu yerdir. Boğazın en geniş yeri 7 km, uzunluğu 60 km'dir. Batıdan boğaza girilirse Rumeli kıyısı boyunca Seddülbahir, Kirte, Kilitbahir, Eceabat, Boğalı, Büyük Anafarta, Kumköy, Uzundere, Küçük Anafarta, Cumalı, Bayırköy, Burgaz, Gelibolu, Yeniköy ana yerleşimleri görülecektir. Anadolu tarafında ise Kumkale, Erenköy, Kuzuköy, Çanakkale, Nara, Yapıldak, Bergos, Lapseki, Çardak yerleşimleri vardır. Boğazın Rumeli kıyısı Tekeburun'dan Çankaya burnuna, Anadolu kıyısı Kumkale burnundan Çardak'a uzanır. Çanakkale Boğazı Birinci Dünya Savaşı'nda tarihte ender rastlanan bir savaşa ev sahipliği yapmış; bu savaş sonucunda toplam 150,000 kişi hayatını kaybetmiş; savaşın sonucunda Çanakkale Geçilmez sözü Dünya'ya ispatlanmıştır.
İstiklal Savaşı'nda Çanakkale Boğazı Boğazın her iki yakasında kaleler vardır. İlk defa Türk kuvvetleri 1356'da Süleyman Paşa ile Çimenlikhisar kalesini fethetti, Çardak kalesini yaptı. Yıldırım Beyazıt Bizans surlarını yıkıp iç kaleyi düzeltti. Fatih Sultan Mehmet, Rumeli'de Sestos (Kilidülbahir-deniz kilidi), Anadolu'da Aydos (Seddülbahir-deniz seti) kalelerini yaptı. Çanakkale savunma komutanı Tümgeneral Cevat Paşa idi. Müstahkem mevki komutanı ise tugay komutanı Esat Paşa'ydı. Yardımcısı Albay Weber'di. Bu bölge Osmanlı'da Gelibolu Sancağı adıyla kayıtlıydı. Kuvvetler, Tekirdağ'daki 3. Kolorduya bağlıydı. 7, 8, 9. tümenlerde 511 subay, 15.000 asker, 2.000 hayvan bulunuyordu. (Erickson 2003:106) 2 Ağustosdaki seferberlik ilanından sonra bu bölgedeki personel sayısı 29.000'e çıkmıştı. Almanya, Koramiral von Usedom'u 500 uzmanıyla yolladı. Silahlar, şubat 1915'de 25.000 tüfek, 8 makineli, 263 top ve takviyelerle 34.500 askerdi. Savunma hatları dış, ara, iç hatlar olarak üç kısımdı. Dış hatlar Kumkale ve Seddülbahir'di. Savunma obüs topları, sualtı mayınları, denizaltı ağları ve ağır toplardan ibaretti. 312 obüsün başında kuzeyde Binbaşı Rıfat, güneyde Yüzbaşı Ali, Binbaşı Halit, Binbaşı Hasbi vardı. 1. Ordu kuzeyde, 2. Ordu güneyde konuşlandı. 18 Mart'taki İngiliz-Fransız gemileri saldırısını Türkler çökerttiler. 3 zırhlı gemi battı, 3'ü yaralandı. 24 Martta 5. Ordu faaliyete geçti. Başında 17 tümene komuta eden Liman von Sanders vardı. Karargah Gelibolu'daydı. Kurmay başkanı Yarbay Kazım Bey'di. Yardımcıları Yüzbaşı Muhlmann ve Prigge. Almanlar, Osmanlı üniforması giymişti. 1. Ordu başında Freiherr von der Goltz vardı. Güney Gelibolu'daki kuvvetlerin başında Esat Paşa, Kumkale'de Albay Weber, Bolayır'da Albay von Sodensten bulunuyordu. 25 Nisan saldırıları: Düşman kuzeyde 6 yerden, güneyde Kumkale ve Saros'tan taarruza geçti. Anzaklar Arıburnu'na çıktı. Burada 19. tümen ve 57. Alay komutanı Mustafa Kemal'di. Askerlere "size ölmeyi emrediyorum" dedi. Conkbayırı muharebelerinde 57. Alay'ın hepsi şehit oldu. Güneyde, Aytepe ve Gözcübabatepe'de Yahya Çavuş'un kahraman direnişi vardı. 1 Mayısta Osmanlı kolorduları karargah kurdu. Seddülbahir'de von Sodenstern ve Arıburnu'nda Esat Paşa. Düşman Seddülbahir'de saldırdı. Kirte muharebeleri savaşın en kanlı cepheleriydi. 13, 14, 16. tümenler cepheye gitti. İstanbul'dan 2. tümen geldi. Burada 13.000 asker şehit oldu. 23 mayısta geçici ateşkes ilan edildi. 4 hazirandaki 3. Kirte muharebesini de kaybeden düşman çekildi. 21-22 haziranda Fransızlar Seddülbahir'de bozguna uğradı. 28-29 haziranda da İngiliz-Anzak saldırısı püskürtüldü. Faik Paşa, Rafet Paşa kahramanca direndiler. 30 haziran-5 temmuz Türk karşı saldırısı başarısız oldu. 16.000 kayıp verildi. 12 temmuzda İngilizlerin saldırısı yine başarısızlıkla sonuçlandı. 5. Ordu tümenleri ağır kayıplar verdi, tümenler alay düzeyine indi. Weber'in yerine Vehip Paşa geldi, 2. Ordu takviye etti. 6 Ağustosta İngilizler Suvla'ya, sarıbayıra çıktı. Burada, Anafartalar Grubu komutanı olan Albay Mustafa Kemal düşmanı kıyıya kadar sürdü. 12 ağustosta Şahinsırtı muharebelerinde Mustafa Kemal'e şarapnel isabet etti, saati onu korudu. 15 ve 27 ağustostaki İngiliz saldırıları başarısız oldu. Burada 3860 asker şehit düştü. Cesetler her yeri kapladı, sıcakta kokuştu. Düşman bir ara Kocaçimen'e çıktı. Kerevizdere ve Conkbayırı muharebelerinde göğüs göğüse muharebeler oldu. Üstteğmen Nafiz Çakmak Conkbayırı'da şehit oldu. Kara torpilleri içinde 50 kg nitratdöpotasyum vardı, patladığında 2 km'lik alanı titretiyor, askerleri toprağa gömüyordu. Onun için bu Gelibolu Yarımadası boydan boya şehitliktir. Bu cephede 4 hareket grubu oluşturuldu: Anafartalar'da Mustafa Kemal, Arıburnu'nda Esat Paşa, Seddülbahir'de Vehip Paşa, Asya'da Mehmet Ali Paşa. Tümen sayısı 20'ye çıktı. Tuğgeneral Hasan Paşa takviyeye geldi. Eylülde Bulgaristan savaşa girince, Almanya'dan silah ve cephane kolaylıkla gelmeye başladı. Vehip Paşa'nın yerine Cavit Paşa geldi. İzmir'den 20. tümen yardıma koştu. Türk ordusu düşmana karşı genel taarruza geçmeden önce, düşman sessizce savaş alanından çekilerek Çanakkale'yi terk etti. 19 aralıkta zafer Liman von Sanders'e bildirilince Sanders "Allah'a şükür" dedi. O da Enver Paşa'ya durumu bildirerek Gelibolu'nun temizlendiğini bildirdi. 8,5 ay süren savaş bitmişti. Yaralıların taşınması, şehitlerin gömülmesi aylarca sürdü. 21.000 asker hastanede öldü. Son Çanakkale gazisi Hüseyin Kaçmaz 1994'te 110 yaşında öldü. Son Anzak askeri de 1997'de öldü. (Dündar 1993)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - Alüvyon
Alüvyon
Akarsular tarafından taşınan kil, kum, çakıl gibi kütle parçalarının, suyun akış hızının azalması sonucu elverişli yerlere birikmesiyle meydana gelen tortular. Alüvyonlar, geniş vadilerin bir çoğunda tabanda geniş yer kaplar veya daha geniş yerlere yayılarak, alüvyon ovalarını teşkil ederler. Büyük ve küçük Menderesler, Gediz, Seyhan, Ceyhan ırmaklarının vadileri alüvyon ovalarıdır. Alüvyonlar aynı zamanda alüvyon gölleri denilen küçük göller de meydana getirirler. Bafa, Köyceğiz, Meriç vadisi gölleri gibi. Alüvyonların nehir deltasında meydana getirdikleri göllere ise Delta gölleri denir. Alüvyonlar, eski ve yeni olmak üzere iki gruba ayrılırlar:- Eski alüvyonlar, nehrin suları kabardığı zaman su altında kalmayan, akarsu kenarında bulunan verimli arazideki alüvyonlardır. Buralar insanların yerleşmesine müsait yerlerdir.
- Yeni alüvyonlar ise, henüz gelişmekte olup, zaman zaman su baskınlarına uğrayan yerlerdeki alüvyonlarıdır.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - Maksimum Isı Aralığı
Maksimum Isı Aralığı
Maksimum Isı Aralığı
Şimdiye kadar dünyamızda tespit edilebilen en düşük sıcaklık güney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antarktika Vostok istasyonunda ölçülmüştür. Sanılmasın ki güney kutbu devamlı kar yağışı aldığı için dünyanın en soğuk yeridir. Antarktika daima karla kaplı olmasına rağmen dünyanın en az yağış alan çöllerinden daha kuraktır. Soğuk hava çok uzun aralıklarla da olsa düşen her yağışı dondurup, koruduğu için sürekli kar ve buzlarla örtülüdür.
Ortalama sıcaklık olarak güney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soğuktur. Çünkü güney kutbu deniz seviyesinden daha yüksektir, güneşten daha az ışık alır ve güneşin gittiği zamanlarda bu ışığın getirdiği ısıyı süratle kaybeder. Dünyadaki buzların yüzde 90'ı güney kutbundadır, buzlar denizin altında 600 metre derinliğe kadar iner. Yaşam ancak buz parçalarının kıyılarında penguen ve fok sürüleri olarak görülür.
Kuzey kutbu, altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceğiniz her taş mutlaka göktaşıdır.
Dünyamızda ölçülebilecek en düşük soğukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha düşük sıcaklıkta moleküller hareket edemeyeceği için buna 'mutlak sıfır' denilir.
Dünya üzerindeki ortalama sıcaklık 5-10 derece artsa Grönland ve Antarktika'daki buzullar erir, okyanuslardaki su düzeyi 100 metre artar ve tabii dünya haritası da önemli bir şekilde değişirdi.
Dünyada bugüne kadar saptanabilen en yüksek sıcaklık gölgede 58 derece olarak 13 Eylül 1922 tarihinde Libya'da El-Azizia'da ölçülmüştür.
Tabii en yüksek sıcaklık insanı en fazla rahatsız eden sıcaklık anlamına gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin çok önemli bir rolü vardır. Göremeyiz ama havanın içinde su da, daha doğrusu su buharı da vardır. Atmosferde bulunan su miktarı toplanabilseydi, dünya yüzeyini 2,5 santimetre kalınlığında bir su tabakası kaplardı.
Ancak havanın içine alabileceği su miktarının bir sının vardır. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artık içine su alamaz. İnsanlar terleyince ter buharlaşıp havaya karışamaz ve artık terleyemezler, rahatlayamazlar. Çok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiğiniz için fazla bir rahatsızlık duymaya bilirsiniz de, nemli, suya doymuş havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - Kıtaların Kayması
Kıtaların Kayması
Alfred WEGENER (1880-1930), Alman meteorolog ve jeofizik uzmanı. Meteoroloji uzmanı olarak Mylius-Erichsen'in Grönland'a yaptığı Danimarka kutup seferine katıldı (1906-1908). 1915'te kıtaların kayması kuramını ortaya attı.1913'ten 1917'ye kadar, Grönland'ı boydan boya geçişi sırasında Lauge Koch'a eşlik etti.Son olarak, 1929'da bir hazırlık yolculuğundan sonra, ertesi yıl, inlandsisin merkezinde büyük bir bilimsel keşif seferine girişti ve Eismitte istasyonu ile batı kıyısı arasında yaşamını yitirdi.Yolculuklarının sonuçlarını bir kaç kitapta anlattı.Bir çok bilimsel yapıt verdi: Thermodynamik der Atmosphäre (Atmosferin Termodinamiği) [1911] , Die Klimate der geologischen Vorzeit (İlk jeolojik çağda iklim) [1924] , özellikle de kıtaların hareket mekanizmasına bir açıklama getiren plak tektoniğinin pekiştirdiği kıtaların ortaya çıkış kuramını açıklayan; Die Entstehung der Kontinente und Ozeane (Kıtaların ve Okyanusların oluşumu) [1915]. Çalışmalarında, Amerikalı F. B. Taylor gibi araştırmacılardan yararlandı. Ama, özellikle bir meteorolog olan Wegener, jeologlardan tamamen bağımsız bir düşünce taşıyordu. Levha tektoniği kuramı, Wegener'e yerbilimleri tarihinde hak ettiği yeri yeniden kazandırdı.
Jeokronoloji JEOLOJİK ZAMANDİZİM olarak da bilinir, oluşumundan günümüze değin yerkürede gerçekleşen jeolojik olayların tarihlendirilmesi ve kayaçların yaşının saptanmasını konu edinen bilim dalı. Temel jeolojik çağ birimleri, herbiri özgün bir kayaç sistemine dayandırılan dönemlerdir (bak. tablo). Dönemler, Paleozoyik (Birinci) (y. 570-225 milyon yıl önce), Mezozoyik (İkinci) (y. 225-65 milyon yıl önce) ve Seno-zoyik (Yakın) (y. 65 milyon yıl öncesinden günümüze) zamanlar olarak adlandırılan daha büyük birimler içinde gruplandırılır. Bu adlar, her zamanın başlangıcında canlı organizmalardaki büyük değişiklikleri yan-sıtan “eski yaşam”, “orta yaşam” ve “modern yaşam” sözcüklerinden türetilmiştir.
Jeolojik çağlar zaman dönem bölüm zaman dilimi (y.milyar yıl önce)
Prekambriyen 4-570
Paleozoyik (Birinci) 570-225 Kambriyen 570-500 Ordovisiyen 500-430 Silüriyen 430-395 Devoniyen 395-345 Karbonifer 345-280 Permiyen 280-225
Mezozoyik (İkinci) 225-65 Triyas 225-190 Jura 190-136 Kretase (Tebeşir) 136-65
Senozoyik (Yakın) 65-günümüze Tersiyer (Üçüncü) 65-2,5 Paleosen 65-54 Paleojen 54-26 Eosen 54-38 Oligosen 38-26 Neojen 26-2,5 Miyosen 26-7 Pliyosen 7-2,5 Kuvaterner (Dördüncü) 2,5-günümüze Pleyistosen 2,5-10 bin Holosen 10 bin-günümüze
Senozoyik Zaman, Kuvaterner (Dördüncü) ve Tersiyer (Üçüncü) dönemlere; Mezozoyik Zaman, Kretase (Tebeşir), Jura ve Triyas dönemlerine; Paleozoyik Zaman ise Permiyen, Karbonifer, Devoniyen, Silüriyen, Ordovisiyen ve Kambriyen dönemlere ayrılır. Paleozoyik Zamandan önce oluşan Prekambriyen kayaçlar, tanıtıcı fosil içermez ve alt bölümlere ayrılmaz. Radyometrik tarihleme yöntemiyle, Prekambriyen Zamanın Yer tarihinin ilk % 85'ine karşılık gelen zaman dilimini içerdiği ortaya çıkartılmıştır. Radyometrik tarihleme yöntemi, belirli minerallerde bulunan ve bilinen hızlarda sürekli bozunarak radyozenik kardeş nüklitlere dönüşen radyoaktif nüklitlere ilişkin ölçümlere dayalı olarak gerçekleştirilen bir tekniktir. Doğada düzinelerce radyoaktif nüklit vardır, ama bunlardan çoğuna ender olarak rastlanır; geriye kalanlar ise jeoloojik tarihleme açısından değer taşımayacak kadar yavaş ya da hızlı bozunuma uğ-rar.Hemen hemen tüm kayaçların radyometrik tarihlemeleri yalnızca 4 nüklitin (uranyum-238, uranyum-235, rubidyum-87 ve potasyum-40) yardımıyla yapılır. Ayrıca bak. çağ, tarihleme.
Jeokronoloji, AnaBritannica
Levhalar Niçin Hareket Eder? Levha tektoniği kuramını belgeleyen kanıtlar artık inandırıcı bir düzeye ulaştığından levhaların hareketi kavramı bugün benimsenmiştir.Bundan sonraki aşama söz konusu bu hareketlerin itici gücünü tespit etmek olacaktır.Bu gücün kökeniyse yerkürenin incelenmesi çok zor olan derin katmanlarında aramak gerekir. Levhaların yer değiştirmesinden iç mantoda oluşan konveksiyon akımlarının sorumlu olduğu, genel olarak kabul edilen bir fikirdir.Bu akımlar hücreler oluşturarak tektonik sırtların altında ıraksarlar.
Levhaların altında derinlerde gelişen bu itici güce bizzat levhaların davranışı da eklenir. Astenosferin sırtlar düzeyine yükselişi, göreli olarak hafif bir malzemenin varlığıyla açıklanır; topografik olarak yüksek konumdaki bu malzeme yerçekimi etkisiyle yanlara doğru akar.Tersine okyanus taşküresi yaşlandıkça soğur ve dolayısıyla yoğunluğu artar.Bu yoğun katmanın batması levhanın derine doğru çekilmesine yol açar.Ne var ki yer kürenin içinde ne olup bittiğini anlamak için jeofizikçilerin yapacağı daha pek çok şey vardır. Olaya her şeyden önce sismolojik yöntemle yaklaşacaklar.
Levhalar Niçin Hareket Eder?, THÉMA LAROUSSE
Levha Tektoniği PLAKA TEKTONİĞİ olarak da bilinir, geçmişteki ve günümüzdeki depremleri, yanardağ etkinlikleri ve dağ oluşumu süreçlerini, Yer yüzeyini oluşturan çok büyük kabuk bloklarının (levhalar) karşılıklı hareketleriyle (çarpışmaları ve ayrılmaları) açıklayan kuram. Yer kabuğu bir düzine kadar büyük levha ile bir dizi küçük levhadan oluşur. Levhalardaki kayaçlar esnemez (rijit) bir kütle halinde hareket eder; bunlar fazlaca bükülmez (fleksür) ve pek az sismik ya da volkanik etkinlik gösterir.Levhaların kenarları (sınırları) ise dar kuşaklar biçimindedir; dünyadaki depremlerin ve yanardağ etkinliklerinin yüzde 80'i burada yer alır.Üç tip sınır vardır.Bunlardan birincisi, okyanus ortasında 80 bin km boyunca uzanan uzun, etkin sırtların tepe noktalarını izleyen ve çekme gerilmenin yol açtığı çok ince bir sığ depremler (odağı 65 km'ye kadar olan depremler) kuşağıdır.İkinci tip sınıra ise bu sırtların düzlüklere karıştığı etek alanlarında karşılaşılır.Bu bölgelerdeki kırıklar boyunca gerçekleşen dep-remler çok daha şiddetlidir; bu depremler, kırığın her iki yakasındaki levhaların ters yönlerde birbirlerine sürtünerek hareket etmesinden kaynaklanır.Üçüncü sınır tipini oluşturan depremler daha seyrek dağılmış olmakla birlikte, çok daha derin odaklıdır (145 km'den daha derin).Bu depremler, okyanus tabanının nor-mal düzeyinden çok daha derinlere (10,5 km'ye kadar) indiği çukurluklar boyunca çok ince bir kuşak oluş-turur.Bu sınırdan uzaklaştıkça maksimum deprem derinliği bir eğim düzlemi boyunca giderek artar; çukurlukların sınır bölgelerinde iyice sığlaşan depremlere ise temel olarak buralardaki yanardağ etkinlikleri neden olur.
Sırtların tepe noktalarındaki depremlere, her iki yakadaki levhaların ters yönlerde hareket etmesi sonucunda oluşan gerilmeler yol açar.Bu hareket aynı zamanda alttaki sıcak kayaçlar üzerindeki basıncın açığa çıkmasını sağlayarak bunların erimeye başlamasına neden olur.Böylece oluşan magmalar yükselerek ya-nardağları oluşturur (İzlanda'da olduğu gibi), ardından katılaşarak germe kuvvetlerinin süren etkisiyle çatlar.Bu süreçle her levhanın kenar bölümlerine yeni volkanik kayaçlar eklenir ve levhalar "yapıcı" sınır ya da ıraksak sınır olarak adlandırılan bu sınırlar boyunca büyür.Lehvaların hareket etmekte olduğunu gösteren tek kanıt depremlerin yapısı değildir; okyanusların zemininde oluşan volkanik kayaçların yaşı da bu ol-guya işaret eder.Kayaçların yaşı, bunların üzerine çökelen tortulların içerdiği fosillere bakılarak ya da gemilerden gerçekleştirilen ölçümlerle bu kayaçların magnetizmalarındaki sapmaların belirlenmesi ve yorumlanmasıyla saptanabilir.Bu çalışmaların sonucunda, en genç volkanik kayaçların okyanus ortası sırt-ların tepe noktalarında ve en yaşlıların da en derin bölgelerde, yani okyanus çukurluklarında yer alanlar olduğu belirlenmiştir.Ama hiçbir yerde 190 milyon yıldan daha yaşlı kayaca rastlanmamıştır; daha yaşlı ok-yanus kayaçlarının zaman içinde tahrip olduğu düşünülmektedir. Çukurluk sınırı "yıkıcı" sınır ya da yakınsak sınır olarak tanımlanır, çünkü bu bölgede okyanus kayaçları bir eğim düzlemi boyunca yermantosunun içine taşınır.Bu tür yerlere dalma-batma bölgesi denir. Herhangi bir kıtanın dalma-batma olayı gerçekleşen kenar bölümlerinde yanardağ etkinlikleri karalardaki kayaçların yapısını değiştirir ve And Dağları gibi sıra dağların ya da dağ zincirlerinin oluşumuna yol açar. Öteki yerlerde ise yanardağ etkinlikleri, Büyük Okyanus'un güneybatısında olduğu gibi ada yaylarının o-luşmasına yol açar.Yıkıcı sınırlar, kıta kabuk kayaçlarının oluşturduğu, buna karşılık okyanus kayaçlarının mantoya gömüldüğü yerlerdir.Kıta kayaçlarının yoğunluğu düşük olduğundan, bunlar mantoya batmaz;bir çukurluğa taşındıklarında çarpışarak dağ zincirlerinin oluşumuna neden olurlar.Örneğin Alpler, Afrika ile Avrupa'nın; Himalayalar ise Hindistan ile Asya'nın çarpışması sonucunda ortaya çıkmıştır. Levhaların yanal büyüklüğü oldukça iyi belirlenmiştir, ama kalınlıklarına ilişkin bulgular daha be-lirsizdir.Okyanus sırtlarının doruklarında levhalar çok incedir; ama ısı akışı ve sismik bulgular, doruktan a-şağıya inildikçe levhaların tabanının hızla derinleştiğini, doruktan 9-19 km aşağıda 48-57 km'ye, 960 km aşağıda da 115 km'ye ulaştığını göstermektedir.Levhaların kalınlığı 145 km'yi çok ender aşar.Her levha katı ya da esnemez manto kayaçları ile okyanus kabuk kayaçlarından oluşur; bunlarda her zaman kıta kayaçlarının bulunması gerekmez (örn. Pasifik Levhasında hiç kıta kayacı yoktur).Katı manto ve kabuk ka-yaçlarından oluşan bölgeye taşküre (litosfer) denir; manto kayaçlarının daha yüksek sıcaklıklarda bulundu-ğu ve bu nedenle tektonik gerilmeler altında plastik biçim bozulmasına uğradığı kuşak ise astenosfer olarak adlandırılır.Karalarda, taşkürenin altında her zaman astenosfer bulunmaz.Ayrıca, elmaslı kimberlit gibi volkanik kayaçların varlığı, kıtalardaki taşküre kalınlığının en az 190 km olduğunu ve levha hareketlerine neden olan manto akışının daha da derinlerde gerçekleştiğini göstermektedir.
Manto hareketleri, Yer'in iç kesimlerinde radyoaktif bozunum sonucunda oluşan ısının yüzeye akta-rılması zorunluluğundan kaynaklanır; bu nedenle konveksiyon (ısının taşınması) düzeni, zamana bağlı ola-rak değişir.Eski levha sınırlarının yerinin değişmesi de bu olgudan kaynaklanır.Kuzey Amerika'daki Batı Cordilleraların oluşmasına neden olan dalma-batma süreci 10 milyon yıl kadar önce büyük ölçüde tamam-lanmıştır (gene de benzer bazı etkinlikler yanardağlar üretmeye [örn. Washington'daki Saint Helens Ya-nardağının süren püskürmeleri] ve Alaska'da depremlere neden olmaya devam etmektedir). Yüz milyomlarca yıllık bir zaman süreci içinde manto konveksiyonundaki değişmeler, iki büyük blok (Lavrasya [*] ve Gondvana [*]) halinde bulunan eski kıtaların 160-180 milyon yıl kadar önce ayrılarak Atlas ve Hint Okyanuslarının oluşmasına yol açmıştır.Benzer biçimde, kıtalar arasında gerçekleşen bir dizi çarpışma, Kuzey Amerika'nın doğusundaki Apalaş Dağları ile Avrupa ve Afrika'daki Kaledoniyen-Hersiyen dağların oluşmasına neden olmuştur.Manto konveksiyonu hızı, temel olarak manto içindeki ısı üreti-minin kareköküne bağlıdır.Yani, radyojenik ısı üretiminin bugünkünden 5 kat daha fazla olduğu 3 milyar yıl önce, konveksiyon hızı da bugünkünden en az 3 kat daha fazlaydı.Ama bu tür hareketlerin yüzeyde al-dığı biçimlerin daha farklı olduğu sanılmaktadır.Çünkü 4 milyar yıl öncesinde taşküre çok inceydi ve mantoya kolayca gömülüyordu, bu nedenle de kıta kayaçları bulunmuyordu.Yer tarihinin büyük bölümünde gerçekleşen levha tektoniği etkinliklerinin doğası henüz belirlenememiştir.
Levha Tektoniği, AnaBritannica
Kayma Teorisi Jeolojik çağlar içinde kıtaların, birbirlerine ve okyanus havzalarına göre girmiş olduğu büyük ölçekli yatay hareketlere denir. Günümüzdeki kıtaların, büyük taşküre (litosfer) levhalarının sürüklenerek yer değiştirmesi sonucunda ortaya çıktığına ilişkin ilk düşünceler daha 18.yüzyılın sonlarında ortaya atıldı. Güney Amerika'nın doğusundaki çıkıntının Afrika'nın batı kıyılarındaki girintiye tam oturduğuna dikkati çeken Alman doğa bilimci Alexander von Humboldt, 1800 dolayında Atlas Okyanusunun iki yakasının çok önceleri bitişik olduğu savını geliştirdi. Bundan 50 yıl kadar sonra Fransız bilimadamı Antonio Snider, Kuzey Amerika ve Avrupa'daki kömür yataklarında belirlenen benzer bitki fosillerinin Humboldt'un bu varsayımını doğrula-dığını, aksi halde bu benzerliği açıklamanın başka yolu olmadığını ileri sürdü.1908'de ABD'li Frank B. Taylor, dünyadaki bazı sıradağların oluşumunu, kıtaların çarpışması düşüncesine dayalı olarak açıklamaya çalıştı. Kıtaların kaymasına ilişkin ilk ayrıntılı ve geniş kapsamlı kuramı, 1912'de Alman meteorolog Alfred Wegener geliştirdi.Wegener, çok sayıda jeolojik ve paleontolojik veriden yararlanarak, jeolojik zamanın büyük bölümü boyunca tek bir kıtanın bulunduğunu ileri sürdü ve bu varsayımsal kıtayı Pangaea olarak adlandırdı.Jura Döneminin (y. 190-136 milyon yıl önce) belirli bir evresinde Pangaea çeşitli parçalara ayrılmış ve parçalar bir-birlerinden uzaklaşmaya başlamıştı.Bugün Amerika Kıtası'nı oluşturan bölümlerin batıya doğru sürüklen-mesiyle Atlas Okyanusu ortaya çıkmış, Hindistan bloğu ise Ekvator'u geçerek Asya ile birleşmişti.1937'de Güney Afrikalı jeolog Alexander L. Du Toit, Wegener'in varsayımı üzerinde çeşitli düzeltmeler yaptı ve başlanğıçta kuzeyde Lavrasya(*) ve güneyde Gondvana (*) olmak üzere iki ana kıtanın bulunduğunu ileri sürdü. Atlas okyanusunun iki yakasındaki kıta sahanlıklarının son derece uyumlu olmasının yanı sıra, kıta-ların kayması kuramının savunucuları, karşılıklı kenarların birbirlerine uygunluğundan başka, bu görüşlerini destekleyen son derece etkili jeolojik kanıtlar toplamışlardır.Geç Paleozoyik (Birinci) Zaman (y. 395-225 milyon yıl önce) sırasında Antarktika, Güney Amerika'nın güneyi, Güney Afrika, Hidistan ve Avust-ralya'da benzer geniş ölçekli buzullaşmaların olduğu belirlenmiştir.Bu olgu, bu kıtaların o dönemde Gü-ney Kutup Bölgesi'nin çevresinde birleşik halde bulunuyor olmalarıyla açıklanabilir.Öte yandan Atlas Okyanusu'nun her iki yakası arasında, kayaç yapısı ve jeolojik yapı açısından büyük benzerlikler vardır.Örne-ğin Brezilya kıyıları boyunca uzanan yaşlı kayaç kuşağı, Afrika'nın batı kıyılarındaki kuşakla uyum içindedir.Ayrıca, Güney Amerika ile Afrika'nın Atlas Okyanusu kıyıları boyunca uzanan en eski deniz çökelleri Jura yaşlıdır; bu durum da, bu dönemde iki kıtayı ayıran okyanusun bulunmadığına işaret eder.1950'lerde İngilizjeofizikçiler Stanley Keith Runcorn ve P.M.S. Blackett ile başka bilim adamlarının çalışmaları sonu-cunda, Yer'in magnetik alanının jeolojik geçmişteki yapısına ilişkin olarak elde edilen bulgular kıtaların kayması kuramına yönelik ilgiyi artırdı.Magnetit gibi ferromagnetik mineraller, korkayaçların bileşeni olarak kristalleşirken kalıcı bir mıknatıslanmaya uğrar.Bu mıknatıslanmanın yönü, Yer'in magnetik alanının o dönemdeki ve yerdeki yönüyle aynıdır.Daha sonraları ufalanma yoluyla ana kayaçtan dökülen mıknatıslan-mış mineral parçaları, tortul çökeller halinde birikirken bu kez o dönemdeki magnetik alanın doğrultusun-da yeniden yönlenirler.Yeryüzünün değişik bölgelerinden seçilen farklı yaşlardaki kayaçlar üzerinde yapılan artık magnetizma incelemeleri, magnetik kutupların farklı dönemlerde farklı yerlerde bulunduğunu göstermiştir.Magnetik kutupların yer değiştirme eğrileri, çeşitli kıtalar için farklıdır; bu farklılıklar bugün ayrı olan kıtaların bir zamanlar bitişik olduğu varsayımıyla açıklanır.Örneğin, Avrupa ve Kuzey Amerika i-çin bu eğriler, Kuzey Amerika'nın Triyas Döneminden (y. 225-190 milyon yıl önce) günümüze değin, Av-rupa'ya göre 30° kadar batıya kaymış olduğunu ortaya koyar. Okyanus tabanının şekline ilişkin bilgilerin artması ve daha sonraları deniz dibi yayılması kuramı (*) ile levha tektoniğinin (*) geliştirilmesi, kıtaların kayması düşüncesini güçlendirdi.1960'ların başında ABD' li jeofizikçi Harry H. Hess, okyanus ortası sıradağların sırtlarında,magma etkinlikleriyle yeni okyanus ka-buğu oluşumunun sürmekte olduğunu ileri sürdü.Yermantosundan yukarı doğru yükselen erimiş kayaç malzemesisoğuduktan sonra yeni bir magma sokulmasıyla iki yana doğru itiliyor ve böylece okyanus taba-nı yatay doğrultuda, sırtlardan öteye doğru hareket ediyordu. 1960'ların sonlarında, başta Jack E. Oliver ve Bryan L. Isacks olmak üzere çeşitli ABD'li araştırma-cılar, deniz dibi yayılması kuramını, kıtaların kayması varsayımıyla bütünleştirerek levha tektoniği kuramı-nı geliştirdiler.Bu kurama göre, Yer'in taşküre bölümü çok sayıda büyük levhadan oluşmakta ve bu levha-lar yermantosunun yumuşak (kısmen erimiş halde) üstmanto (astenosfer) katmanının üstünde yüzmektedir. Okyanus ortası sırtlar da, bazı levhaların kenarlarında oluşmaktadır. Bu durumun görüldüğü yerlerde taşküre levhaları ayrılmakta ve yükselen manto malzemesi uzaklaşan kenara eklenerek yeni okyanus tabanını oluşturmaktadır. Levhalar sırtlardan uzaklaştıkça kıtaları da beraberlerinde sürüklemektedir. Bütün bu etmenler dikkate alındığında, Amerika kıtalarının yaklaşık 200 milyon yıl öncesine değin Avrupa ve Afrika ile bitişik olduğu ve bu kıtaların bugünkü Orta Atlas Sırtlarındaki yarılmayla birbirlerinden uzaklaştığı söylenebilir.Ayrılmanın başlamasıyla kıtalar yılda ortalama 2 cm kaymış ve bugünkü ko-numlarını almıştır.Henüz tam kanıtlanamamış olmakla birlikte, tek bir kara kütlesinin parçalanması ve bu parçaların kayması olayının bütün jeolojik çağlar boyunca oluşan benzer bir dizi olayın yalnızca sonuncusu olduğu söylenebilir.
Kıtaların Kayması, AnaBritannica
Bilgisayar Destekli Haritalama Laboratuarı'nın bir köşesinde alelâde bir kutu. İçerisinde 14 jeolojik harita var ve 1 kg ağırlığında.Fakat bu mütevazı kutu, dünya coğrafyasının son 250 milyon yıllık serüvenini anlatıyor. Serüvenin kahramanı ise bir okyanus. Şaka değil, halen çıkarıp kullanmakta olduğumuz petrole yataklık etmiş olan tropikal bir okyanus bu. Adı TETİS. Fakat kapanmasıyla birlikte, sadece birer iç deniz olarak günümüze ulaşan Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi dışında, ondan kalan başka hiçbir canlı hatıra yok...
Dr. Ö. Faruk Noyan
Proje 80'li yılların ortasında başladı. Pierre-Merie Curie Üniversitesi (Paris 6)'nden Profesör Jean Decourt, Luc Emmanuel Ricou ve Bruno Vrielynck'in öncülüğünde bir grup jeolog, yerküre tarihinin son 250 milyon yılı üzerine yapılmış dünyadaki bir çok noktalardaki ayrı araştırma (nokta-araştırma) sonuçları-nı biraraya getirerek büyük bir sentezi gerçekleştirmeye girişti.124 araştırmacıyı, bugüne kadar denenme-miş bir çalışmanın etrafında biraraya getiren projenin hedefi, Tetis'in fiziki coğrafyasını ortaya çıkarmaktı.
“TETİS” DİYE BİR OKYANUS
Yaklaşık 250 milyon yıl önce, karaların bütünü tek bir kıta şeklindedir: Panje. Bu kıta, güneyde Gondwana (bugünkü Güney Amerika, Afrika, Madagaskar, Hindistan ve Avustralya), Kuzeyde Avrasya (bugünkü Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya)'dan oluşmaktadır.Yer yüzünün geri kalan kısmı ise uçsuz bucaksız dev bir okyanusla kaplıdır: Pantalasa. Panje kıtasının doğusunda üçgen şeklinde dev bir körfez yer almaktadır. İşte bu Tetis Okyanusu'dur.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - YERKABUĞUNUN (LİTOSFER) YAPISI
Yerküre, çeşitli kayalardan oluşmuş katı bir kabukla çevrilidir. Buna yerkabuğu denir. *Yerkabuğunun ortalama kalınlığı karalarda 35-40 km ,denizlerde ise 8-10 km dir. *Yerkabuğu yoğunluğu ve kalınlığı farklı iki tabakadan oluşur. Bunlar; a)Sial: Üzerinde yaşadığımız katmandır. Silisyum ve alüminyum bileşikleri fazla olduğu için bu isim verilmiştir. *Kalınlığı karalarda fazla, denizlerde azdır. *Granit , kalker ve kumtaşı gibi hafif olan taşlardan oluşur. b)Sima: Bu katman henüz katılaşmamış taşlardan oluşur. *Yoğunluğu daha fazla olan bazalt türü taşlardan oluşur. *Silisyum ve magnezyum bileşikleri fazla olduğu için bu isim verilmiştir. *Kalınlığı karalarda az , deniz diplerinde fazladır. YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI *Yerin iç yapısıyla ilgili en geçerli bilgiler deprem dalgaları ile elde edilir. Ayrıca volkanizma ile çıkan malzemelerin ve taşların incelenmesiyle de gerekli bilgiler elde edilir. 1)MANTO: Yer kabuğunun altındadır ve malzemeler koyu eriyik haldedir. *Yeryüzünü etkileyen volkanizma ve depremler kaynağını buradan alırlar. 2)ÇEKİRDEK: Yoğunluğu ve kalınlığı en fazla olan katmandır. *Demir ve nikel fazla olduğu için buraya NİFE denilmektedir. *Yoğunluğu fazla olduğundan barisfer de denilmektedir. *Yoğunluğun fazla olmasından dolayı iç çekirdekte malzemeler katı haldedir. JEOLOJİK DEVİRLER 1)İlk Zaman (antekambriyen) *İlk canlı algler oluşmuştur. *En eski kıvrımlarla kıta çekirdekleri oluşmuştur. 2)I. Zaman (paleozoik) *Yer kabuğundaki şiddetli kırılma ve kıvrılmalarla kıta çekirdekleri büyümüştür. *Sıcak ve bol yağışlı iklim döneminde gür bitki toplulukları oluşmuştur. *Taşkömürü yatakları oluşmuştur. 3)II. Zaman (Mezezoik): *Durgunluk dönemidir. Büyük oranda tortulaşma olmuştur. 4)III. Zaman (Neozoik) *Şiddetli yer kabuğu hareketleri olmuştur. *Atlas ve Hint Okyanusları oluşmuştur. *Petrol, linyit, tuz ve bor yatakları oluşmuştur. *Alp-Himalaya kıvrım dağları oluşmuştur. 5)IV. Zaman (Antropozoik) iki dönemden oluşur. a)Buzul çağı :Özellikle Kuzey Yarım Kürede şiddetli soğuma görülür. Bunun etkisiyle Batı Avrupa, İskandinavya ve Kanada gibi karalar buzullar altında kalmıştır. b)Buzul çağı sonrası dönem: *İstanbul –Çanakkale boğazları oluşmuştur. *Egeid karası çökmüştür. *İnsan yaratılmıştır. Not: Jeolojik devirlerle ilgili bilgiler fosillerin incelenmesiyle elde edilir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - YER YUVARLAĞININ YAPISI ve YER ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU.....
YER YUVARLAĞININ YAPISI ve YER ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU.....
1) Yer Yuvarlağının yapısı : - Yer yuvarlağının yapısı; güneş sisteminin ve evrenin oluşumu ile açıklanabilir. 15 milyar yıl önce evren çok yüksek sıcaklık ve yoğunluktaki bir yapıdan, patlama sonucunda oluşmuştur. - 2) Yer Kabuğunun yapısı : - Yer, zamanla soğumaya başlamıştır. Ve yerin iç kısmı ise hala sıcaktır. Yer soğumaya başladıkça yeryüzü yavaş yavaş şekillenmiştir. - Yer yüzünden yerin içine doğru inildikçe her 33 metrede 1 C sıcaklık artmaktadır. - Yer kabuğu dünyayı dıştan kuşatan bir tabakadır. Taş kürenin en üst katını oluşturur. - Yer kabuğunun alt katmanı ise bazalt birleşimindeki taşlardan oluşmuştur. Bu yapıya sima denir. YER KABUĞUNUN MALZEMELERİ (KAYAÇLAR) : 1) Püskürük Taşlar : a) İç püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısımlarından tıkanarak soğumasıyla oluşan taşlardır. (Granit) b) Dış püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısmından yeryüzüne çıkması ve soğuması ile oluşur. (Bazalt ve andezit) 2) Tortul taşlar : Diğer yüzüne dış güçler tarafından getirilen maddelerin tortulanmasıyla (Üst üste birikmesiyle) oluşur. İçerisinde yer yer fosiller bulunur. a) Mekanik tortullar : Dış güçlerin etkisiyle getirilen çakıl, kum, kil gibi malzemelerin yeryüzünün çukur yerlerine birikmesiyle oluşur. (Kum taşı, kıl taşı) b) Kimyasal tortullar : Suda erimiş halde bulunan minerallerin suyun geçtiği yere çökelmesi veya tortulanması ile oluşurlar. (Kireç taşı, alçı taşı) c) Organik tortular : Hayvan, bitki gibi canlı kalıntılarının üst üste birikip katılaşması ile oluşan taşlardır. (Tebeşir)
3) Başkalaşmış taşlar : Tortul ve püskürük taşları yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak değişikliğe uğraması ile oluşur. (Mermer oluşumu)
YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI - Yer yuvarlağının dış kısmını oluşturan katı tabakanın altında manto denilen bölüm yer alır. Manto, yer çekirdeğinin örtüsü durumundadır. - Yer küre hacminin %80’nini manto oluşturur.
- Mantodan sonra yer yuvarlağının iç kısmını çekirdek oluşturur. - Çekirdekte sıcaklık 4500 C bulur. - Mantonun katı olan üst bölümü yer kabuğu ile birlikte taş küre olarak adlandırılır. - Taş küre levha denilen büyük parçalar halindedir JEOLOJİK DEVİRLER - Dünyamız şimdiki biçimini alıncaya değin değişik evrelerden geçmiştir. Birbirinden farklı bu evrelerden her birine jeolojik zaman denir. - Jeolojik zamanlar dört tanedir ve yaklaşık 570 milyon yıl sürmüştür. Bu dönemde oluşan tortul taşlar, o dönemde yaşayan canlıların fosillerini içerir. İÇ ve DIŞ KUVVETLER - Enerjisini yerin içinden alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. (dağ oluşumu, kıta oluşumu ve volkanizma dır.) - Enerjisini güneşten alan kuvvetlere ise dış kuvvetler denir. (akarsular, rüzgarlar, dalgalar) - İç ve dış kuvvetler birbiriyle sürekli mücadele halindedir. - İç kuvvetler yeryüzünün kabartılarını meydana getirirken; dış kuvvetler ise bunları aşındırarak ortadan kaldırmaya ve seviyesine yakın az engebeli düzlüklere (peneplen) dönüştürürler. - Dış kuvvetlerin yer yüzünün yüksek kesimlerinin aşındırmasıyla elde ettiği malzemeler yer yüzünün çukur yerlerinde (okyanus, deniz) biriktirmesi ile jeoseklinaller oluşur. Bunların kalınlığı binlerce metreyi bulur.
Yer kabuğunun hareketleri : - Yer kabuğu bir bütün değildir. Çatlaklardan ve kırık boşluklardan oluşur. Yer kabuğu bir birinden ayrı parçalardan oluşur. Bu her bir parçaya levha denir. - Bu levhalar manto üzerinde yüzer haldedirler. Yaklaşık yılda 1-2 cm hareket ederler. DAĞ OLUŞUMU ve TÜRKİYE’DE DAĞ OLUŞUMU 1) Dağ Oluşumu : - Okyanus ve deniz diplerinde biriken kalın tortul tabakalar (jeosenklinal) kıtalarının levha birbirine yaklaşması sonucu yan basınçlara maruz kalırlar. - Bu yan basınçlar sonucunda jeosenklinal eğer esnek yapıdaysa kıvrılarak yükselir ve yer yüzünün kıvrım dağlarını oluşturur. (Toros dağı) - Jeosenklinal eğer sert yapıdaysa veya önceden yükselmiş kıvrım dağları tekrar yan basınçlara maruz kalırsa kırılma olur. Yükselen bölümlere horst, alçakta kalan kısımlara ise grabent denir. Yüksekte kalan horstlar dağı oluştururken, alçakta kalan kısımlar, daha sonra akarsuların gelişmesiyle ovaları oluşturur. (Ege bölgesi kıyı kesimleri. Burada yer alan boz dağlar kırılma sonucu oluşan horstlardır. Bu dağlar arasında bulun ve üzerinde aynı isimli akarsıların geçtiği bakırçay, b.menderes , ovalarında birer çöküntü (grabent) alanlarıdır.)
2) Kıta Oluşumu : - Yer kabuğunun geniş tabanlı alçalma ve yükselme hareketleridir. Bu alçalma ve yükselme hareketleri çeşitli biçimlerde olabilir. - Kıtaların yükselmesi sonucunda su seviyesi geri çekilir. Bu olaya denizlerin çekilmesi yani reogresyon denir. Tam tersi durumuna da transregsiyon denir. 3) Volkanizma : - Yer kabuğu altındaki kızgın mağmanın yer kabuğunun çatlak ve kırık yerlerinden yeryüzüne çıkmasına denir. - Bu sırada yeryüzüne katı gaz ve akıcı maddeler çıkarır. (karbondioksit, taş, kaya) - Lavların üst üste birikmesiyle zamanlar volkanik dağlar meydana gelir. (K.Ağrı, Tendirek, Nemrut vb.) - Volkan küllerinin yıllık birikmesiyle tüf tabakaları oluşur. 4) Deprem : - Yerkabuğunu oluşturan katmanların yerlerinden oynamalarıyla hissedilen sarsıntılardır. - Oluşumlarına göre yerel depremler ve tektonik depremler olarak ikiye ayrılır. - Yerel depremler kısa sürede ve dar alanda etkili olan yıkıcı etkileri az olan sarsıntılardır. - Tektonik depremler daha şiddetli etkili alanı daha fazla dolayısıyla tahrip gücü daha fazla olandır. TÜRKİYE’DE OVALAR VE PLATOLAR Ova ve Türkiye’de Ovalar : Ova akarsuların derince yer etmediği eğik olmaya, varsa da az olan çevresine göre alçakta olan düz yerlere ova denir. 1) Oluşumlarına Göre Ovalar : a) Aşıntı Ovalar : Dış güçler tarafından aşırı dereceden aşındırıp, düzleştirilmesi sonucu oluşur. Bu ovalara Türkiye’de rastlanmaz. Doğu Avrupa bu konuya en belirgin örnek olarak bilinmektedir. b) Çöküntü Ovalar : Yeryüzündeki çöküntü hendeklerin, dış güçlerin taşıyıp getirdiği taklarla dolması sonucu oluşur. (Iğdır ovası) c) Birikinti Ovası : İç kesimlerdeki ya da kıyılarda ki çukur alanların, dış güçlerin taşıyıp getirdiği tortulların dolması sonucu oluşur. (Konya ve Malatya ovaları)
d) Karstik Ovalar : Çökebilir taşların uzandığı alanlarda, suyun taşları çözümlemesi sonucunda oluşan ovalardır. Bu çanakların tabanının tortullarla dolup düzleşmesi ile karstik ovalar oluşur. (Teke ve Taşeli platoları) 2) Bulunduklarına göre ovalar : - Ovalar kıyıya yakın ya da uzak olma durumlarına göre kıyı ovalar ve iç ovalar diye ikiye ayrılır. - Kıyı ovalar; Bafra, Finike vb. - İç ovalar; Eskişehir, Muş vb. 3) Yükseltilerine göre ovalar : - Bazı ovalar deniz seviyesine yakın iken, bazı ovalarda denizden 1000-2000 metre yüksektir. Bunlar grubuna göre ikiye ayrılır. - Alçak ova; Çukurova, Çarşamba vb. - Yüksek ova; Konya, Malatya vb PLATOLAR a) Aşıntı Platoları : Dış güçler tarafından yüzeyi aşındırılmış, akarsuların derin vadiler kazdığı düzlüklerdir. b) Kırılma (Tektonik) Platolar : Dikey yönlü basınçların etkili olduğu alanlarda, eski kütlelerin kırılması ile oluşur. (İç Batı Anadolu platoları) c) Volkanik Platolar : Geniş alanlara yayılan tüf ve akışkan lavların düzleştirdiği alanların, akarsularla yarılması sonucu oluşur. d) Karstik Ovalar : Kireç taşı gibi çözünebilen taşların bulunduğu alanlarda oluşmuş platolardır. (Obruk, Taşeli platoları)
YERYÜZÜNÜN BİÇİMLENMESİ (DIŞ KUVVETLER) 1) Mekanik (Fiziksel) Çözünme : - Günlük sıcaklık farkının fazla olduğu yerlerde görülür. - Günlük sıcaklığa bağlı olarak taşların ısınıp sonra soğuması sonucu oluşur. (Çöllerde görülebilir) 2) Kimyasal Çözünme : - Suyun taşları eritmesi, aşındırması, ve çürütmesi sonucu oluşur. - Sıcaklığın etkisiyle bu çözünme daha da artar. - Nemli bölgelerde daha da yaygındır. 3) Biyolojik Çözünme : Bitki köklerinin, kayalarının çatlaklarına girerek zamanla büyümesi ve bunun sonucu genişleyerek kayaların çatlamasına denir.
TOPRAK OLUŞUMU ve TOPRAK TÜRLERİ - Toprağın oluşması için önce kayaların çözünmesi gerekir. - Canlı kalıntılarıyla oluşabilir. - Toprağın oluşumuna etki eden faktörler; iklim, bitki örtüsü, yer şekilleri, taşların özelliğidir. a) Taşınmış Topraklar : - Dış kuvvetlerin taşıyıp getirdiği malzemelerin birikmesiyle oluşur. - Üç çeşittir. Alüvyonlar : Kum ve çakıl gibi maddelerin oluşumuyla oluşan topraklardır. Morenler (Buzul Taşlar) : Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çoğu kez parıltılı yada çizikli taşlardan oluşur. Lösler : Rüzgarların, kurak bölgelerden az çok yağışlı bölgelere taşıyıp yığdıkları, katmanlaşmış ince ögelerden oluşan toprak. b) Yerli Topraklar : - Bu topraklar, kayaların çözüldüğü yerde oluşan topraklardır. - İki gruba ayrılır. Nemli Bölge Toprakları : Bu topraklar nemin gür olduğu yerlerde, gür bitki örtüsüyle kaplıdır. Kurak ve yarı kurak bölge toprakları : Kestane ve kahverengi bozkır topraklarıdır yani çöl toprakları.
YER GÖÇMELERİ ve KAYMALAR Yer göçmeleri ve yer kaymalarını oluşturan etmenler : Yer göçmesi : Kayaların, taş parçalarının, toprağın, büyük kütleli tabakaların birbirine kayarak yer değiştirme olayıdır Yer Kayması : Üstteki geçirimli tabakaların, alttaki geçirimsiz ve kaygan tabakalar üzerinde, eğim doğrultusunda kaynamasıdır. - Yer kaymasının yaygın adı heyelandır. - Yer göçmeleri eğimin çokluğu, şiddetli yağış, sebeplerinden olur. Heyelan oluşumunu etkileyen unsurlardan biride; toprakların yapısal özelliğidir. Heyelan olaylarının en çok görüldüğü mevsim; ilkbahar sonrası kar erime zamanıdır.
EROZYON ve KORUNMA YOLLARI Toprak Erozyonu : Toprak erozyonun oluşturan etmenler; - Toprağın sular tarafından aşındırılması - Rüzgarlar - Bitki örtüsü - Buzullar - Sel - Eğim - Yangın Korunma yolları : - Ağaçlandırma, Bitki örtüsü, Baraj gölleri yapma, - Tarlalar eğime yatay sürülmeli - Ağaç kesimlerine karşı tedbirler
AKARSULAR a) Akarsuyun oluşumu : Yeryüzündeki yatakların değişik büyüklüklerdeki yataklar içerisinde su toplanır ve bu yatak boyunca akmasına akarsu denir. - Akarsuların, küçüklerine dere denir. Büyüklerine ise çay, nehir denir. - Akarsuyun, çıktığı yere kaynak. Akarsuyun aktığı yere yatak denir. - Akarsuyun birim zamanda aldığı yola akarsuyun hızı denir. Bu hız mualine denilen araçla ölçülür. b) Akarsuyun ağları, Su bölümü ve Akarsu Havzaları : - En küçük dereden ana ırmağa kadar bir akarsuyun beslenme havzası içinde tüm kollarıyla birlikte oluşturduğu su yolu örgüsüne akarsu ağı denir. - Havzaları birbirinden ayıran doğal sınıra su bölümü çizgisi denir. - Akarsuyun denize ulaştırabilen havzalara açık havza, ulaştıramayan havzalara ise kapalı havza denir. c) Akarsuyun debisi ve rejimi : - Bir akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinde bir saniyede geçen suyun m3 cinsinden miktarına debi denir. - Bir akarsuyun debisinde yıl boyunca değişmeye rejim denir. d) Selintiler ve Akarsular : - Yüzeyleri kaplarcasına akan sulara selinti denir. - Bir akarsuyun aşındırma gücü; su miktarı, eğim, bitki örtüsü, akış hızı, yük miktarıdır. A) TÜRKİYE’DE SELİNTİLERİN OLUŞTURDUĞU AŞINDIRMA ve BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ : a) Kırgıbayır : Kimi yerleri yüksekçe, kimi yerleri yarıntılar biçiminde olan şekillere denir. (Nevşehir yöresi) b) Peri Bacaları : Volkan tüflerinin yaygın olduğu bir arazide sellenme sonucu oluşmuş yer şekilleridir. Üstteki dirençli kayalar aşınmadığı için şapka şeklinde bir görünüm oluşmuştur. (Afyon) c) Birikinti Konileri : Bir dağ yamacında aşağıya inen akarsuyun eğimi azaldığında taşıma gücüde azalır ve taşıdığı alüvyonları koni şeklinde biriktirir. Buna denir. - Birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan ovalara Dağ eteği ovası denir.
B) AKARSULARIN AŞINDIRMASI İLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ a) Vadiler : İçinde akarsuların aktığı, kaynaktan ağza doğru sürekli inişli olan uzun çukur alanlarıdır. Dört çeşit vadi vardır - V vadi; V harfi biçimindeki vadilere denir. - Tabanlı vadi; orta çığırlarda;eğim az, su miktarı fazladır. Derinlemesine hem de yanlamasına aşındırma yapar. - Yayvan Vadi; yanlama, aşındırma ile vadi yamaçları aşınıp yatıklarşır. - Yarma vadi; Bir düzlükte akmakta olan akarsu, önüne çıkan kabarıklığı dar ve derin bir biçimde yardıktan sonra yeniden düzeyi çıkarsa olur. - Kanyon vadi; çözünebilir taşların bulunduğu arazilerde akarsu bir yandan aşındırma yaparken bir yandan da taşlar çöker. Sonuçta dar derin ve dik duvarlı vadiler oluşur. b) Dev Kazanı : Akarsuların, çağlayan ve çavlanların yaparak döküldükleri yerlerde, aşınma sonucu oluşan çukurluklara dev kazanı (büğet) denir. Türlü Büyüklükte olabilir. c) Sekiler : Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda görülen basamak biçimindeki yer şekilleridir.. bu derinleştirme sonucu eski vadi tabanı yukarıda bir basamak halinde kalır ki buna seki denir. d) Yontuk düzler (Peneplen) : Akarsuların aşındırma faaliyetlerinin son döneminde oluşan dalgalı düzlüklere denir.
C) AKARSU BİRİKTİRMESİ İLE OLUŞAN YERŞEKİLLERİ Akarsu biriktirmesi sonucu oluşan başlıca şekiller şunlardır; a) Deltalar : Akarsuyun göle yada deniz ulaştığı yerde, taşıdığı alüvyonları biriktirmesi sonucu oluşur. Bir deltanın oluşabilmesi için; - Akarsuyun belli büyüklükte olması - Denizin çok derin olması - Kıyı boyunca güçlü akıntıların olmaması gerekir. (Çukurova, Bafra) c) Birikinti Ovası : İç kısımlardaki alanların alüvyonlarla dolması sonucu oluşur. 2 çeşittir. - Dağ içi ovaları : Dağlık alanların iç kısımlarda az eğimli yerlerde, karstik çanaklarda ya da tektonik çöküntülerde birikme sonucu oluşur. (Erzincan ovası) - Dağ eteği ovaları : Bir dağın yamacından aşağı inen akarsu ve sellenme sularının oluşturduğu birikinti ovasıdır. c) Birikinti Konileri : Akarsuyun taşıdığı alüvyonların yelpaze biçiminde çökelir. Bu çökmeye denir. - Menderesler: Akarsuyun aşındırma ve biriktirme sonucu faaliyetlerin ortak sonucu oluşan yer şekillerinin en yaygın olanları mendereslerdir. - Yatak eğimi azalmış olan bir akarsu, düzenli büklümler yaparak sağa sola dolana dolana akar. Buna menderes denir. (Gediz nehri, B.Menderes)
YER ALTI SULARI ve KAYNAKLAR - Dağınık tortulların içerisinde ya da kaya oyuklarında toplanmış suya rastlanır. Buna yer altı suyu denir. Kaynaklar : Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne çıkmasına denir. IV çeşittir. - Kırıklı yapıların bulunduğu yerlerde fay kaynağı, yamaçların yer altı suyu tablasını kestiği yerlerde yamaç kaynağı, kalkerli yapıların bulunduğu yerlerde ise karstik kaynaklar, yer altı sularının bulunduğu yerlerde, insanların sondaj yapmasıyla artezyen kaynaklar oluşur.
TÜRKİYE’DE KARSTİK SULAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ - Kolayca çözünen taşların yaygın olduğu yerlerde oluşan yer şekillerine karstik şekiller denir. (Toroslar) - Yanları dik, ağız kısımları türlü genişlikte olabilen, derin doğal kaynaklara obruk denir. (Obruk gölü) - Dolinler (düdenler, koyaklar) : Kalkerli arazilerde çözünmeler ya da çözünme ile birlikte çökmeler sonucu oluşmuş çukurlardır. Çapları birkaç yüz metre arası değişir. Bunun diğer adı da “su yutan”dır. - Dolinlerin genişleyip birleşmesi sonucu göl-ovalar (polyeler) oluşur. - Kör Vadiler : Suların bir su yatağından yer altına daldığı vadilerdir. - Karstik arazilerin yaygın şekillerinden biri de lapyalardır. - Kireç taşlarının çözünmesiyle mağaralar oluşur. - Mağaralarda sarkıt ve dikitler bulunur. - Yer altı sularının çözündürdüğü maddelerin çökelmesi sonucu oluşan yer şekillerine travertenlerdir. - Bunların beyaz olmasının nedeni üzerinde kalker tüflerinin olmasıdır. GÖLLERİN OLUŞUMU - Karalarda ki çanak ve tekne gibi küçük alanlarda birikmiş sulara denir. - Kara içerisinde ne kadar çok büyük olursa olsun, eğer denize bağlı değil ise göl olur. Göller oluşumlarına göre beş gruba ayrılır. a) Tektonik göller : Yer hareketleri sırasındaki kırılmalar, kıvrılmalar ve epirojenik hareketler sonucu oluşur. (Hazar gölü) b) Volkanik göller : Volkanik çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller sönmüş volkanların kraterlerinden oluşur. c) Karstik göller : Çözünebilir taşlardan oluşmuş çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller kireç taşı ve alçı taşının olduğu yerlerde görülür (Dalmaçya) d) Buzul ve sirk gölleri : Örtü buzulları ile dağ buzullarının oluşturduğu çanaklarda yer alan göllerdir. (İsviçre’de var) e) Karma yapılı göller : İç ya da dış gücün etkisiyle oluşan çanak, bir başka gücün etkisiyle büyütülüp derinleştirilmesine denir. (Van gölü)
- Karma yapılı göllerin çoğu, bir çanağın önünün; dış güçler, iç güçler ve insanlar tarafından kapatılmasına set gölleri denir. - Karma yapılı göller arasında altı gruba ayrılır; Volkan, Akarsu, Kıyı, Heyelan, Buzul taş, Baraj gölleri gibi. 1) Tektonik-volkan set gölleri ; Bir çanağın, volkanlardan çıkan lav ve katı maddelerin kaplanması ile oluşan göllerdir. (Van gölü) 2) Akarsu set gölleri ; Akarsuların, taşıdıkları alüvyon ve tortulların bir çanağın önünü tıkaması sonucu oluşur. (Çamiçi) 3) Kıyı set gölleri ; Dalga biriktirmesi ile oluşan kıyı okların veya kordonların kıyı önünü kapatmasıyla oluşur. (B.Çekmece gölü) 4) Heyelan set gölleri ; Yer göçmeleri ve kaymaların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. (Tortum, Abant vb.) 5) Buzul taş set gölleri ; Buzul taşların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. 6) Baraj gölleri ; insanların bir vadinin önüne set yaparak oluşturduğu gölleridir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
goksel kok
|